Yalı Mah. Hürriyet Cad. No:272/1 Aliağa-İZMİR    (232) 616 8222    (531) 495 6957
 Bahçedere Mah. Küme Evleri 63/16A Yenişakran-İZMİR    (505) 065 51 95   

PSİKOLOG KÖŞESİ

Anne baba ve eğitimcilerin çocukları için istedikleri, onun bedensel, duygusal ve zihinsel yönden sağlıklı bir biçimde büyümesi, topluma yararlı, bağımsız bir yetişkin olması ve potansiyelini en üst sınırlara kadar geliştirebilmesidir.

ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ

  

Çocuklar, cinsel kimliklerini yaşamın ilk yıllarında kazanmaya başlarlar. Annenin ve babanın çocuklarının cinsiyeti ile ilgili beklentisi, çocuğa karşı sergilenen tutum ve davranışlar, cinsel kimlik gelişiminde önemli rol oynayan faktörlerdendir. Uygun bir cinsel kimliğin gelişebilmesi için uygun bir biyolojik gelişim gereklidir, ancak yeterli değildir. Cinsel kimliğin gelişmesinde yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerin etkisi büyüktür.

3–6 yaş döneminde çocuk dokunma yoluyla kendisini ve cinsel organlarını tanımaya başlar. Üç yaşına doğru, çocuklar kız-erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar.

4–5 yaşına gelen çocuk, kız ve erkeğin beden farklılıklarını iyice anlar. Cinselliği yavaş yavaş keşfetme çabası içinde olan çocuklar birbirlerinin cinsel organlarını merak ederler. Çocuğun cinsel organlarını tanımaya çalışması zaman zaman büyükleri rahatsız eder. Çocuğa karışarak "dokunma", "ellersen kötü olur", erkek çocuklarda ise "keserler, kopar, çürür" gibi yanlış yaklaşımlar çocuklarda korku, endişe ve utanma duyguları yaratabilir. Bu nedenle bu gibi ifadelerden kaçınılmalıdır.

4–6 yaşları, çocuğun kendi cinsiyetine özgü davranışlarının pekiştiği yıllardır. Cinsiyete ilişkin roller sergilenmeye başlanır. Çocuk oyunlarında anne, baba vb. roller benimser. Bir anlamda cinsel kimliğe sahip çıkma başlar. Renk seçimi, kıyafet seçimi gibi konularda erkeğe veya kıza özgü tercihler gözlenir.

Bedeninin çıplaklığına ilişkin utanma duygusu kızlarda 4–6 yaşlarında, erkeklerde ise 5–8 yaşları arasında görülmeye başlar ve cinsel role sahip çıkmanın bir diğer önemli göstergesidir. Bu yaşlarda artık doğum, cinsellik vb. konularda merak ve sorular başlar.

İlkokul yıllarının başlaması ile birlikte artık cinsellikle ilgili konularda bir sessizlik hâkim olur. Yani çocuğun bedeni ile ilgili uğraşları en aza iner. Bu dönemde cinsel gelişimde çevrenin ağırlığı iyice artar. Erkek ya da kız çocuk, kimliğini artık yaşıtlarının arasında sınamaktadır.

ÇOCUKLARLA CİNSELLİK HAKKINDA NASIL KONUŞULMALIDIR?

*Çok fazla bilgi çocuğunuz için ağır gelebilir. Çocuğunuza yaşına uygun ve anlayabileceği bilgiler verin. Daha duymaya hazır olmadığı bilgileri vermekten kaçının.

*Eğer çocuğunuz sizi şaşırtacak veya cevabını bilmediğiniz bir soru sormuş ise bunun cevabını bilmediğinizi, öğrenip en kısa zamanda kendisine de aktaracağınızı belirtebilirsiniz.

*Yaş evrelerine göre yapılması gereken konuşmalar çok önemlidir. Okul öncesi dönemde cinsellik hakkında konuşma küçük yaştan başlamalı ve büyüme süreci içerisinde çocuğun soru ve merakı doğrultusunda devam etmelidir.

*Cinsellik hakkında konuşmak erken gelişimi tetiklemez. Aksine, cinsel konularda net bir anlayışa sahip çocukların ileride bu konuda daha sorumlu davrandıkları görülmektedir.

*Bu dönemdeki çocuğunuzla cinsellik hakkında konuşmak, okul ve ergenlik dönemlerinde cinsel konular hakkında konuşabilmenin önünü açmaktadır.

*Mahremiyet öğretilmelidir.

 

 

 

 

Mahremiyet Eğitimi

Mahremiyet eğitimi cinsel bilgilerin yanı sıra daha ziyade kendisinin ve başkalarının özelinin/özel alanının farkına varması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması, diğer insanların özeline saygı duyması, kendisi ile çevresi arasında sağlıklı sınırlar koyması gibi bilgileri içerir.

Vücudun kişiye özel olan bölgeleri, bu bölgelerin gizlenmesi gerektiği her çocuğa iki yaşından itibaren yavaş yavaş anlatılabilir. Büyüdükçe de anlayabileceği basitlikte bilgiler verilmelidir. Bu alanın başkalarından gizlenmesi ve anne-baba ve doktorlar dışında bu bölgeye kimsenin dokunmaması gerektiği çocuğa öğretilmelidir.

Cinsel istismarı engellemek için çocuğun özel alanlarını bilmesi ve bu alanlara izinsiz olarak erişmek isteyenlerin kötü bir şey yaptıklarını fark etmesi gerekir. Göğüs, göbek kısmı ve kalça bölgesi her çocuk için özel alan olarak belirlenmeli ve çocuklara da bu öğretilmelidir. Bu özel alanlara çocuğun izni olmadan hiç kimsenin dokunmaması gerekir. İster anne ister baba, ister dede, ister teyze olsun hiç kimsenin çocuklara zorla dokunma hakkı bulunmamaktadır.
            Çocuk için tanımlanan özel alan aynı zamanda anne-babanın da özel alanıdır. Çocuk, anne-babasının bu bölgelerini görmek istediğinde aile müsaade etmemeli, bu alanların kişiye özel olduğunu belirtmeli ve kimseye gösterilemeyeceğini anlatmalıdır. Cinsel organlar, çocuk sorduğunda anne-baba üzerinden değil, çocuğun kendi cinsel organları ya da kitaplar üzerinden öğretilmelidir. Bu biçimde hareket edilirse çocuk, kendi mahrem alanını korumayı, başkalarının da mahrem alanlarına dokunmamayı ve bakmamayı öğrenecektir.
Anne babanın odasına girerken kapıyı vurması ve izin alması gerektiği öğretilmeli, bunu yapmadığında sakin bir dille uyarılmalıdır.
Tuvalette ve banyoda iken kapıyı kapalı tutması gerektiği öğretilmelidir.
Küçük yaştan itibaren çocukları başkalarının yanında soyup giydirmemek, altını değiştirirken bile başka bir odaya götürmek, çocuğun mahremiyetine saygıyı gösterir. “Daha küçük” deyip çocuğu iç çamaşırına kadar başkalarının önünde soyup giydirmek doğru değildir.
            Bahsedilen önemli maddeler eşliğinde çocuklara daha saygılı davranmaya başlamalıyız ve kesinlikle onların da özel alanlarının olduğunu onlara hissettirmeliyiz. Bilindiği üzere ülkemizde cinsel tacize uğrayan çocuklarda ortaya çıkan üzücü sonuç çocuğun kendini koruyamamasıdır. Bunun en büyük sebebi ise mahremiyet konusunda çocukların saygı sınırlarını tanımamasıdır.
           Çocukların kendi sınırlarını çizmelerine izin vermeliyiz. Onlar istemedikçe dokunmamalı, öpmemeli, sevmemeli ve özel yaşam alanlarına müdahale etmemeliyiz. Severken ya da hitap ederken ona uygun ifadeler kullanmalıyız. “Hayır” demelerine, karşı çıkmalarına, kendilerini ifade etmelerine her zaman izin vermeliyiz.
           Unutulmamalıdır ki insan hissettiği kadar yaşayabilmektedir. Bırakın çocuklar kendini ve özel biri olduklarını hissetsin ve kendilerini koruyabilsin.